2026-05-04 • 1 dk
Akışta Kalmak mı, Maruz Kalmak mı?
"Selam, bugün her günümü gösteriyorum."
Yazar: Alperen Harmankaşı
1 dk
Sabah alarm çalıyor, kahve aynı oranda demleniyor, noise-cancelling kulaklık takılıyor ve çift monitörün arasına gömülüyoruz. Arka plandaki lo-fi beat bile özenle seçilmiş. Günlük task’ler bir bir eriyor, kodlar yazılıyor, toplantılar bitiyor. Hiç pürüz yok, hiç sürpriz yok. Her şey tıkır tıkır işliyor.
Biz de buna “akışta kalmak” diyoruz. “Abi bugün inanılmaz akıştaydım, sekiz saat nasıl geçti hiç anlamadım” diye övünüyoruz.
Oysa gerçek şu: Akışta falan değiliz. Sadece kendi ellerimizle kodladığımız, her saniyesi hesaplanmış, sıfır riskli bir döngüye gönüllü olarak maruz kalıyoruz.
Hayatın getireceği en ufak pürüzü, bizi şaşırtacak her ihtimali ortadan kaldırmak için büyük tavizler veriyoruz. Plan bozulmasın, odak kaymasın diye gerçek dünyayı sistemin dışına itiyoruz. Sonra da bunu başarı gibi görüyoruz. Hayatımızı steril bir laboratuvara çevirdik; her şey öngörülebilir olsun diye.
Elbette disiplin ve rutin gerekli. Belirli bir düzen olmadan hiçbir şey üretemeyiz. Ama mesele dozajda. Biz o dozu kaçırdık.
Gerçek akış, biraz kaos barındırır. Biraz sürtünme, biraz bilinmezlik ister. Bizim yaptığımız ise rüzgarsız bir havada, dalgasız bir gölde motoru kapatıp suyun üstünde hareketsizce salınmak. Geriye dönüp baktığında anlatacak tek bir hikâyen bile kalmıyor.
Hikâye, işler planlandığı gibi gitmediğinde başlar. İnternet koptuğunda, kahve klavyeye döküldüğünde, hiç beklemediğin bir anda sokağa çıkıp tanımadığın biriyle saçma sapan ama samimi bir muhabbete daldığında… İşte o anlarda yaşarız gerçek hayatı.
Şimdi ise “üretken olacağız, zamanı optimize edeceğiz” diye hayatın içindeki insan faktörünü, o doğal kaosu kazıyıp atıyoruz. Biri “Hadi akşam planı boşver, spontane gidelim bir yere” dediğinde içimizden anksiyete yükseliyor. “Yarın erken kalkmam lazım” deyip güvenli mağaramıza geri dönüyoruz.
Sorunsuz bir hayat kurduk, her şeyi otomatize ettik diye gururlanıyoruz. Ama asıl trajedi tam da burada: Kendi yarattığımız sistemin içinde, sadece input alıp output veren birer çarka dönüştük.
Belki de ara ara o steril alandan çıkmamız, gerçek dünyanın çamuruna biraz bulaşmamız gerekiyor. Kontrolü biraz gevşetmek, plansız bir saate izin vermek, beklenmedik olana kapıyı aralamak… Çünkü hayatı gerçekten yaşamak, onu kusursuzlaştırmakla değil, ona maruz kalmakla mümkün.
Sonraki Yazı
"Üretken Olacağım" Diye Tüketmeyi Benimsedin